GENÇLERE "ÇOKTAN SEÇMELİ" BİR TEST/ Suha Arın

 

Seda o ünlü "Anadolu Lisesi"nin son sınıfındaydı artik. Ama, öğretim yılı başladığından bu yana, her geçen gün "sınav sendromu"na biraz daha battığını hissediyordu; okul-ev-dersane üçgeni, giderek O'nu biraz daha sıkıştırıyordu. İnsan yutan bir kumsaldaydı sanki! Daha dogrusu, vicik-vicik bir batakta! Bu batak, yürüdükçe O'nu içine çeken daha çok çekiyor; kurtulmak için çaba harcadıkça, sanki daha çok batiyordu! En çok sevdiği sinemaya bile artik yeter,ince zaman ayıramaz olmuştu. Her hafta, yeni gelen filmleri bile a-b-c-d-e şıklarına göre değerlendiriyordu; bunlardan yalniz bir tanesini seçiyordu! Her defasında da yanlış seçim yaptığı izlenimine kapiliyordu. Bu yıla kadar hep, üniversitede sinema eğitimi görmeyi düşlemişti. Ama, O, çok "parlak" bir öğrenciydi. Büyüklerinin ve çevresinin beklentisi, O'nu, yabanci dilde eğitim yapan o çok ünlü üniversitenin, o çok zor kazanılan, "uluslararası ilişkiler" ile "isletme" bölümlerine yönlendir misti. Hatta bir defasında annesi;

-Kızım, sen her yıl takdir belgesi getiren çok parlak bir örgencisin. Bak, Türk sinemasi için "öldü"; Türk televizyonları için de "ölü doğru" diyorlar. Sinema eğitimi senin neyine! demişti.

 

Annesi haksiz, ama gerçekçiydi. Seda'nin da galiba başka çaresi yoktu. Türkiye'deki kurulu düzene göre, "parlak öğrenciler" sevdikleri mesleklerden çok, is garantisi olan mesleklere yönelmek zorundaydılar. "Türkiye'nin gerçeği" buydu! "Seda'nin gerçeği de bu olmalıydı! "her yıl yüz binlerce gence kurulan bu tuzak, acaba ne zaman kalkacak?" diye düşündü Seda... Yine içi sikildi; yüreği daraldi. Bereket, zil sesi imdadına yetişti.

 

Sınıfı ilk terk eden o oldu. Hızlı adımlarla kantine indi. Saatine bakti. Özel dersaneye gitmesi için daha iki saati vardi. Dersaneden sonra da özel dersi vardi. Yüreği yine daraldi. Terlediğini hissetti. Bu defa imdadına ebru yetişti:

 

Düşünme derin derin... Kitap tutan ellerin... Seda biraz rahatladi. Ebru alem kizdi vesselam! Ne kadar rahatti. Kendisi kadar "parlak" degildi: ama daha mutluydu, kuskusuz. Bir kere, hiç bir filmi kaçırmazdı. Okuldaki tüm sosyal etkinliklere katilir; sinam-minav gibi konulari da dert etmezdi.

 

-Kültür-Sanat Kolu'nun toplantisina yine gelmiyormusun? diye sordu Ebru.

-Hayir dedi Seda. Iki saat sonra dersanede deneme sinavi var; ders çalismam gerek.

-Seda, sen kafayi üsütmek üzeresin. Ne oldu sana böyle? Oysa geçen yil hiç bir toplantiyi kaçirmazdin!

Seda bir an düsündü. Sonra, çok önemli bir karar vermisçesine;

-Tamam, tamam. Ben de geliyorum. Dedi.

 

Seda'yla Ebru, kapiyi tiklatip, sesizce içeri süzüldüler. Toplanti çoktan baslamisti. Hoca, bir gazete kesiginden bir haber okuyordu:

 

_"...eylül 1995-Mayis 1996 tarihleri arasinda tüm dünyada kutlanacak olan sinemanin 100. dogum yildönümü kutlamalari çerçevesinde. Avrupa Konseyi Projeleri'ne Türkiye'den

 

Öncü Filmler Projesi'ne Serif Gören'in "Yol"adli filmi;

Yüzyil Hazineleri Projesine konulu film dalinda;

Yilmaz Güney'in "Umut,

Zeki Ökten'in "Sürü"

Ömer Kavur'un "Anayurt Oteli",

Lütfü Ö. Akad'in "Gelin"

Erden Kiral'in "Hakkari'de Bir Mevsim";

Belgesel film dalinda:

Ertugrul Karslioglu'nun "Keçenin Teri"

Güner Sarioglu'nun, "Ladik 76"

Suha Arin'in "Kulada Üç Gün";

Canlandirma dalinda ise;

 

Tonguç Yasar'in "Amentü Gemisi Nasil Yürüdü" adli filmlerinin katilmasina karar verildi.

Komisyonca seçilen filmler tüm dünya sinemalarinda gösterilecek

 

Külütür-Sanat Kolu yöneticisi Asiye Ögretmen basini kaldirdi; bos sandalyelere bir süre göz gezdirdikten sonra:

-Her yil ilk baharda, Nisan ayindan baslayarak, bu siralar bosalmaya baslar. Bu, sinavlar yaklasiyor demektir. Ama, nedense, bu yil katilim, eski yillara göre çok daha az. Ögrencilerimiz giderek a-sosyallesiyor galiba... her neyse çocuklar... Gazete haberinden ögrendiginiz gibi, bu yil dünya sinemasinin 100. yil dönümü. 100 yil önce 1895'te Lumier Kardesler, Paris'de bir Cafe'de ilk film gösterisini yaparak, insanlik tarihinin çok önemli yeni bir asamasini baslattilar. Bu yil, Türk Sinemasin'nin da 81. yildönümü... Evet çocuklar... Bu ders yilinin son etkinligi olarak, ögrencilerimize, ögretmenlerimize ve velilerimize bir toplu gösteri sunacagiz.

 

Kültür Bakanligi yetkililerinin, sinema meslek örgütlerinin, ilgili üniversite temsilcilerinin ve sinema tarihçilerinin, Sinema'nin100. yildönümünde tüm dünyada ülkemizi temsil etmek üzere seçtigi filmlerden bir demet sunacagiz. Toplu gösteriyi; ulasabildiginiz filmlerin sayisina göre, önümüzdeki ay içinde, ya bir hafta ya da birkaç gün süren bir etkinlik olarak yapacagiz. Önce gönüllüleri saptayalim. Konulu filmleri kimler arastirmak istiyor?

 

Eller havaya kalkarken, Seda'nin da sabit fikri depresti yine. Ne demekti su "konulu film"? Belgeselller, canlandirma filmleri konusuz muydu yani?

Asiye ögretmen, el kaldiraan 5-6 kisi arasindan üç ögrenciyi seçti:

 

-Mehmet, Tolga, Taylan... Siz üçünüz, tüm dünyada ülkemizi temsil etmeye deger görülen bu konulu filmleri kasetlerine ulasmaya çalisacaksiniz. Aranizda is bölümü yapin. Filmlerin takdimini de siz yapacaksiniz. Bu nedenle, filmlerin konusu; önemi; yönetmenlerin hayat öyküleri ile filmografyalarini da siz derleyeceksiniz.

 

Mehmet Ali, el kaldirdi:

-Hocam, Tonguç Yasar babamin çok yakin arkadasidir. Amentü Gemisi'ne uygun görürseniz ben ulasayim.

 

-Peki dedi, Asiye ögretmen. Sen de Amentü Gemisi Nasli Yürüdü'nün snusunu hazirla, video kasetini bul.

Asiye ögretmen elindeki gazete kesigine bakti;

-Simdi sira belgeselllerde... Var mi belgesellerin talibi?

Belgeselllerin talibi Yoktu!

Asiye ögretmen soran gözleini ögrencilerin üzerinde gezdirdi.

Hayir. Belgesellerin talbi yoktu!

Asiye ögretmen, boynunda sik bir zincirle asili duran gözlügünü takti; gazete kesigindeki haberin o bölümünü okumaya basladi:

-Keçenin Teri, Ladik 76, Kula'da Üç Gün?...

 

Sesizlik

Peki Ertugrul Karslioglu, Güner Sarioglu, Suha Arin? Bu isimleri hiç duymadiniz mi?

 

Yine sesizlik.

 

-Çocuklar galiba haklisiniz. Bu filmler 1970'li ve 80'li yillarda televizyonlarda gösterilmisti. O zaman da sizler çok küçüktünüz. Galiba bu filmler bir daha da gösterilmedi! Peki, bu belgeseller ile yönetmenlerini arastirmak isteyen yok mu?

 

Seda birdenbire elini kaldirdi. Sonradan pisman oldu, ama, artik çok geçti! Basina belayi almisti bir kere! Elini indirmedi. Neden sonra, için-için bir teselli bile buldu:

"Okul-ev-dersane" üçgeni, sinemanin 100. yildönümünde bu belgesel arastirmasiyla hiç olmazsa "dörtgen" olacakti!

Asiye ögretmen, elindeki gazete kesigini sallayarak;

-Ayrintili bilgiler bu gazete haberinde, isteyenler foto-kopi çeksinler. Haftaya yine bu saatte arastirmacilarla bir toplanti daha yapip, gösteri programini saptayacagiz. Seda gazete haberinin fotokopisini çekereken, Ebru O'nu kizdirmaya çalisiyordu:

-Aldin mi basina belayi! Simdi kütüphane kütüphane dolas bakalim!

Oysa Seda, giderek, bu görevi üstlendigine seviniyordu.

-Derslerden çok sikilmistim. Biraz nefes alacagim demektir.

 

 

Seda, yüksek tavanli, bol isikli Atatürk Kitapligi'nin kapisindan girerken ürperdigini hissetti. Sanki, binlerce kitabin aydinlattigi kutsal bir mabede giriyordu; sanki ibadet etmeye gelmisti buraya. Oysa, her gün okula giderken bu kitapligin önünden geçerdi. Sonra aklina gelen gerçek, O'nu utandirdi: Ömründe ilk kez bir kamu kütüphanesine giriyordu! O güne degin yaptigi bir kaç kütüphane ziyareti de okulun minik kitapligiyla sinirli kalmisti. Arkadaslarini düsündü. Acaba onlarin arasinda böyle dev bir kütüphaneye daha önce giden olmus muydu? "Hayir" dedi Seda, "Hiçbiri gitmemistir". En parlak birkaç ögrenciden biri benim ve ben bile bir kamu kütüphanesine ilk kez giriyorum. Demek ki parlak ögrenci olmak için, Türkiye'de kütüphanelere gidip, uzun boylu arastirmalar yapmaya gerek yok. Sinav teknigini ögrenip, müfredat programindaki konulari ezberledin mi, bu is tamamdir! Böyle bir arastirmaya katildigi için gizli bir mutluluk duydu; Asiye ögretmene içinden tesekkür eti.

 

 

Seda, sesiz adimlarla kütüphanedeki görevlilerden birine yaklasti ve elindeki gazete haberini göstererek derdini anlatti. Görevli hanim, Seda'yi masalardan birine oturtup, gitti; biraz sonra, kocaman, kalin ciltli bir kitapla döndü:

-Iste Türk Sinemasi'yla ilgili en son, en genis kapsamli kaynak budur. Sanirim aradigin her seyi burada bulabileceksin.

 

Seda tesekkür etti; zorla tasidigi agir kaynak kitabi masanin üzerine koyudu:

80. Yilinda Türk Sinemasi- Turkish Cinema at the 80th Anniversary: 1914-1994, TC. Kültür Bakanligi- Ministry of Culture of Turkish Republic.

Seda çok etkilenmisti.

-Vay canina! Hem Türkçe hem Ingilizce. Demek ki yabanci arastirmacilari da düsünmüsler.

 

Sayfalari adeta oksayarak açiyordu. "Hazirlayan: Agah Özgüç". Birinci hamur kagida basilmis bol resimli, iki kolon halinde bölünmüs sayfalarinda Türkçe-Ingilizce açiklamalar bulunan nefis bir yapit. Daha dogrusu, bir bas yapit. Türk sinemasi tarihinin adeta resimli romani.

 

Seda, heyecanlanmisti, 20'li, 30'lu...50'li, 70'li yillar... Sayfalari atlayarak açiyor, açtigi her sayfada dikkatini çeken bir resim ya da bir baslik, O'nu büyülü bir dünyaya çekiyordu.

 

90'li yillara atladiginda, kendisiyle gurur duymaya basladi. Listelerde yer alan filmlerin hemen-hemen tümünü görmüstü. Farkina varmadan sinav teknigini uygulamaya bile girsti. Fotograflarin altindaki açiklama yazilarini okumadan, hangi karenin hangi filme ait oldugunu bulmak! Çok basariliydi. Çok mutluydu.

 

-Acaba ÖYS'de birinci tercih olarak sinemayi mi yazsam? diye iç geçirdi. Hayir! Türkiye'nin gerçeklerine dönmek istiyordu simdi. Birkaç sayfa çevirdi; yine o büyülü dünyaya gitti.

-Aradigin belgeselleri ve yönetmenleri hala bulamadin mi?

 

Seda, kizardigini hissetti. Kötü bir sey yaparken, kütüphane sorumlusu hanim sanki O'nu suçüstü yakalamisti!

-Sey... diyebildi gözlerini kaçirarak. Neden sonra kendini toplarladi:

-Sinema beni hep büyülemistir. Fihriste bile bakmaya firsatim olmadi.

 

-Ama, kapanma saati geldi. "Içindekiler" sayfasini aç; 'yönetmenler' bölümünü bul... Aradigin isimlere birkaç dakikada ulasirsin. Ben senin için bes-on dakika daha beklerim.

 

-Hayir, tesekkür ederim. Ben yarin gelirim. Hem bu kitabi biraz daha incelemek istiyorum.

 

Seda, bu erteleme isine için-için sevinmisti. "üçgen"den "dörtgen"e siçramis; hayatina yeni bir boyut gelmisti, çünkü.

 

Sonra, yine elinde olmadan sinav teknigiyle düsündü. Bu yeni boyut acaba asagidaki siklardan hangisiydi?

a) Sinema,

b) Kütüphane,

c) Ilk kez gördügü yeni bir mekan,

d)Arastirma zevki,

e) Hepsi.

Seda dogru yaniti bulamadi!

 

Ertesi gün Çarsambaydi ve ögleden sonra ne okul ne de dersane vardi. Seda, öglen okuldan çikarken bahçede rastladigi Ebru kendisine takilmak isteyince, "ben anneanneme gidiyorum" diyerek, O'nu atlatti.

 

Sahi, çok sevdigi; beraber olmaktan her zaman büyük mutluluk duydugu Ebru'yu bu defa niçin ekmisti? Ebru'yla neyi paylasmak istenmiyordu?

a) Bu "kutsal mekan"i yani kütüphaneyi,

b) O, büyüleyici kitabi,

c) Ulasabildigi yeni bilgileri,

d) Arastirmaciligin verdigi keyfi,

e) Hepsi

 

Seda dogru yaniti bu defa bulmaya çalismadi bile. Belki de sadece yalniz kalmak istiyordu.

 

80. Yilinda Türk Sinemasi 1914-1994'ün kapagini tekrar açarken, telasli bir sevinç içindeydi. "Yönetmenler", 255-266. sayfalardaydi. Alfabetik olarak siralanmislardi. Önce Kula'da Üç Gün'ün yönetmeni Suha ARIN'i bulmaliydi: AKAD, Lütfü Ö.; AKSOY, Orhan; ARAKON, Aydin; ARIBURNU, Orhun M.; Çakmakli, Yücel!... gözlerine inanamadi! Suha ARIN yoktu!

 

BU defa Ertugrul KARSLIOGLU için, 259. sayfada baslayan "K" harfine geçti. KARAMANBEY, Çetin; KAVUR, Ömer; KENÇ, Faruk; KIRAL, Erden; KURÇENLI, Yusuf; LIVANELI, Ö. Zülfü

 

"S"ler 262. sayfada basliyordu: SABUNCU, Basar; SAGIROGLU, Duygu; SAYDAM, Nejat; SEDEN, Osman; TOKATLI, Erdogan...

 

Seda, bir kez de sansini " Yapimcilar" bölümünde denemeye karar verdi; 249. sayfayi açti. Aradigi isimler bu bölümde de yoktu!

Seda saskindi. Ne yapacagini bilemiyordu. Tamam... Bu kez film basliklarindan tarayacakti; ama hangi yillar?

 

Sonra aklina hocasinin sözleri geldi: "... bu belgeseller 70'li ve 80'li yillarda televizyonda gösterildi. O zaman sizler çok küçüktünüz. Bu filmler bir daha gösterilmedi..."

 

Seda, 148. sayfadan itibaren 1970'li yillari taramaya basladi... "226 film çekildi" 1970 yili, bu tümceyle basliyordu. 226 film! Bir yilda Seda rakama inanamadi. Tarama islemini sürdürdü.

1971'de 265; 1972'de 299 film çekildigini hayretle ögrendi.

-Hayrola? Üç yönetmenle üç filmin ayrintilarini bulmak bu kadar zor mu?

Gelen, kütüphane görevlisi hanimdi ve Seda'ya küçümseyen gözlerle bakiyordu.

-Yönetmenler dizininde yok. Yapimcilar listesini de taradim. Simdi de yillari tariyordum.

-Ah siz gençler... Kütüphane ve kaynak kitap kullanmayi bilmiyorsunuz. Ama, kabahat sizde degil; düzende... Arastirmaci degil, ezberci nesiller yetistiriyoruz artik. Tek-tek yillari taramakla bas edilir mi? Aç genel dizini, bul aradiklarini...

-Kitabin genel dizini yok efendim.

-Genel dizini yok mu? Nasil olur?

 

Görevli hanim kitabi eline aldi; sonuna bakti; basina bakti... "Içindekiler" sayfasini açti. Sonra "Yönetmenler" bölümünü bulup:

-Versene o gazete haberini... dedi.

 

Seda haberin fotokopisini uzatti. Görevli hanim haberdeki isim ve basliklara bir daha bakti. Kitabin "Yönetmenler " bölümünü bir kez de O taradi. Sonra,

-Bak güzelim, dedi. Bu kitap galiba sadece konulu-oyunculu filmleri almis. Belgeseller burada yok.

-Nasil olur? dedi. Seda, Türk Sinema Tarihi'ni belgeselle baslatiyor bu kitap! Hem de iki ayri tarihte, iki ayri belgeselle!

 

Kütüphane görevlisinin saskin bakislarini görünce, Seda, kitabin en basindaki "80. Yilinda Türk SInemasi ve Yeni BIr Tarihsel Belge Üzerine..." baslikli yaziyi buldu:

-Bakin, 1911 yilinda, Osmanli padisahi V. Mehmet Resat'in Manastir'i ziyareti sirasinda, Osmanli tebaasindan Manaki Kardesler, bu ziyareti filme çekmisler. Bu haber filmi de Makedonya Sinematek'inde hala saklaniyormus. Filmden bazi kareler de iste buraya basilmis...

Seda, sayfalari çevirerek konusmasini sürdürüyordu:

-Üç yil sonra, 1914 yilinda Fuat Uzkinay, Ayestefanos'daki Rus Aniti'nin yikilisini filme çekmis. Bakin burada, '... tarihi anisi olan bu film, 150 metre uzunlugunda bir belgeseldir. Ve Uzkinay, Osamanli tebaali ilk müslüman sinemacidir.' diyor.

-Peki, bu kitaba göre Türk Sinema Tarihi, hangi yil, hangi filmle basliyor?

-Kitaptaki belgelere göre, 1911 yilinda Manaki Kardesler'in çektigi filmle; kitabin kapagina; ya da basligina göre ise, 1914 yilinda Fuat Uzkinay'in çektigi filmle!...

Kütüphane görevlisinin kafasinin karistigini anlayan Seda, konusmasini sürdürdü:

-Aslinda, kitabin basligi 83. Yilinda Türk Sinemasi: 1911-1994 olmaliydi. Ama, Osmanli uyrugunda olmalarina karsin, Manaki Kardesler müslüman degilmis. Fuat Uzkinay'da Osmanli uyrugundan, ama, O, Müslüman.

-Yani, her iki durumda da, Türk Sinema Tarihi bir belgeselle basliyor.

-Evet... Ama, aradigim üç belgesel ile yönetmenleri, Kültür Bakanligi'nin bu kaynak kitabinda yok!

Kütüphane görevlisi kitabin bas ve son sayfalarini hizla karistirdi; sonra kitabi ters çevirip, havada sallamaya basladi. Seda çok sasirmisti. Kitabin içinden masanin üstüne bir kagit düstü. Kütüphane görevlisi gülümsedi:

-Belki de aradigimiz bilgilere bu kagit sayesinde ulasabilecegiz.

Ikisi birden, düsen kagidin üzerindeki açiklamayi gözleriyle okumaya basladilar:

"EKLER VE DÜZELTMELER: Elde olmayan nedenlerle 'Yönetmenler bölümü'nde Tunç Basaran biyografisi atlanmis; Ali Özgentürk, Atif Yilmaz ve Erdogan Tokatli'nin biyografilerinde dogum tarihi yanlislari yapilmistir..."

 

Açiklamanin devaminda, anilan gerekli düzeltmeler yer aliyordu.

Kütüphane görevlisi düs kirikligina ugramis gibiydi.

-Simdi bir kaynak daha getirecegim dedi ve gitti.

Biraz sonra, iki ciltlik yeni bir kaynakla döndü:

-Bunlar; Türkiye Sinema Eseri Sahipleri Meslek Birligi SESAM'in yayinlari:

Türk Filmleri Sözlügü. Birinci cilt 1914-1973 yillarini; ikinci cilt ise 1974-1990 yillarini kapsiyor. Birinci cildi sen tara; ikinci cildi de ben dedi.

Seda artik umutluydu. Çünkü, Türk Filmleri Sözlügü'nün sonunda hem film hem de yönetmen dizinleri verilmisti! Önce "Yönetmenler Dizini"ni taradi.

Aradigi yönetmenlerin adina orada da rastlayamadi.

Sonra, biraz umutsuz da olsa, "Filmlere Göre Alfabetik Dizin"e geçti ve aradigi üç filmin adini taramaya basladi.

Seda, "1973" yilina geldiginde kütüphane sorumlusu, 1974-1990 yillarini tarama islemini bitirmisti bile.

-Ikinci ciltte bu belgesellerle yönetmenleri yer almiyor dedi.

-Birinci cilttte de yok! dedi Seda.

Toplam 800 sayfalik bu kaynak eser de sorunu çözememisti!

Kütüphane sorumlusu hanim, gazete haberini tekrar önüne koydu ve:

-Iyi bir arastirmaci, aradigi bilgilere ulasmanin yollarini da bulabilmelidir. Mesela, bu haberin üçüncü paragrafinda, filmleri seçen komisyonun kimlerden olustugu belirtilmis:

"... Bu komisyonda, ÇASOD, FIYAP, Çizgi FIlmciler Dernegi, SINESAN, SIYAD, TÜRSAK, Sinema-Tek, Istanbul Kültür ve Sanat Vakfi, Dünya Kitle Iletisim Vakfi (Ankara Film Festivali Komitesi), Adana Altin Koza Kültür ve Sanat Festivali, Ankara Üniversitesi, Dokuz Eylül Üniversitesi, Marmara Üniversitesi, Gazi Üniversitesi, Anadolu Üniversitesi ve Kültür Bakanligi temsilcileri ile Alim Serif Onaran, Nijat Özön, Atilla Dorsay, Giovanni Scagnomillo yer aliyor".

-Biz de simdi, bu üç filmi seçenlerin yayinlarina yönelecegiz. Bu is inada bindi artik. Bekle beni, birazdan gelecegim.

Kütüphane görevlisi haber metnini de yanina alarak, uzaklasti.

Biraz sonra döndügünde, kucagi kitap doluydu, görevli hanimin. Seda yardim için ileri atildi, kitaplarin bir bölümünü masaya tasidi.

Kitaplari aralarinda paylastilar. Iki koldan baslayan tarama islemi, o gün, kütüphanenin kapanma saatine kadar devam etti.

Eretesi gün yine iki koldan arastirmayi sürdürdüler. Seda, taranma islemi biten her kaynak için kisa notlar aliyordu:

- Giovanni Scagnomillo, Türk Sinema Tarihi, Cilt II, 1960-1986, Metis Yayinlari, 1986. (Aradigimiz belgesellere rastlanmadi!)

-Nijat Özön, Türk Sinemasi Kronolojisi, Bilgi Yayinevi, 1966. (Aradiklarimizi bulamadik!)

-Attilla Dorsay, Yüz yüze, Tarih-Ani-Gezi-Olay Dizisi: 42, Çagdas Yayinlari, 1986. (Toplam 256 sayfa. Sadece 4 sayfasi belgesel filme ayrilmis. Bu dört sayfa da, bir tek belgeselden söz ediyor: "Feyzi Tuna'nin ilginç Belgeseli 'Çagdas Nasreddin Hoca: Aziz Nesin' örnek bir çabayi olusturuyor". (s.103-106)

-Agah Özgüç, 100 Filmde Baslangicindan Günümüze Türk Sinemasi, Bilgi Yayinevi, 1993. (Herhangi bir belgesel film izine rastlanmadi!)

-Baslangicindan Bugüne Fotograflarla Türk Sinemasi, IDGSA Sinema -Televizyon Enstitütüsü Yayini, Der: Duygu Sekeroglu, Istanbul,1979. (Belgesel sinemamizdan bahis yok!)

-Sinema Yilligi '93, TÜRSAK (Türkiye SInema ve Audio-visuel Kültür Vakfi) Yayini, Istanbul, 1994. (Artik sasirmiyorum!)

Seda ve kütüphane görevlisi, bir süre karsilikli bakistilar... Ikisi de söyleyecek söz bulamiyordu. Yenilgiyi kabullendiklerini, birbirlerine, bakislariyla anlatiyorlardi.

-Size nasil tesekkür edecegimi bilemiyorum dedi Seda, gözlerini yere indirirken.

-Keske bir ise yarasaydi!

-Çok ise yaradi. Sizden çok sey ögrendim.

 

Kütüphane görevlisinin gülümsemesine, yine gülümsemeyle karsilik verdi, Seda. Her seye ragmen, yine de mutluydu."Ev-Okul-Dersane" üçgeninden, bir kaç günlügüne de olsa, uzaklasmisti ya...Ayni üçgene hiç olmazsa "tedricen" girmek için, bu deneyinimini " çoktan seçmeli" bir test'e dönüstürmeye karar verdi:

 

Sinemanin 100. Yildönümünde, tüm dünyada Türkiye'yi temsil etmek üzere yetkin bir kurul tarafindan seçilen bu üç belgeselle ilgili arastirma sonuçlari:

a) Tümüyle hayal ürünüdür

b) Tümüyle gerçektir

c) Bir bölümü gerçek, bir bölünmü hayal ürünüdür

d) Hepsi

e) Hiçbiri

 

Not: Dogru yanit için T.C. Kültür Bakanligi ya da anilan Seçiciler Kurulu'nun en kisa zamanda bir açiklama yapmasi beklenmektedir.

"Not"un Mini Test'i:

a) Hiçbir açiklama yapilmaz;

b) Yapilir, medyaya yansimaz;

c) Yapilir, medya yanlis yansitir;

d) Hepsi;

e) Hiçbiri.

 

Suha ARIN

 

 

Aralik 1996

 

Alfavizyon Homepage

Alfavizyon Film Reklam Production

 

Merkez Mahallesi. Hanımefendi Sokak 138/1 Oğul Apt.

 

Kat.3 Daire.7 Şişli / İstanbul /Turkey