HITCHCOCK - TRUFFOUT : Çırağın Yeniden Yarattığı Usta

 

Truffout nun, Hitchcock filmografisini hayranlıkla yorumladığı ünlü kitabını, yıllar önce bitirdiğimde şöyle düşünmüştüm; bir sanatı böylesine içinden kavramak için mutlaka sanatçı olmak gerek.. Çünkü sanat derinlemesine bir öğrenme biçimidir..Eğer kişileri, durumları, yapıtları nihayet sanatçıları okuyamazsanız, üretilenlere katacağınız bir derinlik olamaz..

Truffout nun o ünlü kitabından hareketle çekilen belgesel, bence iki yaratıcıya da yaraşır zenginlikte değil..gerçekte bu pek önemli de değil; çünkü Hitchcock un içinde olduğu her şey zaten yeterince ilginç demektir..yine de yaratıcıya yaratıcılıkla karşılık veremiyorsanız, susmanız gerekir derim, ama günümüzde en çok konuşanlar boyları yapıtlara bir türlü yetmeyen cüceler yazık ki..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bence Hitchcock sinemasının en ilginç yanı kitlesel, popüler, eğlendirici sayılabilecek her konunun içindeki tek bir insan gölgesi üzerine yapıt inşa edebilmesi; hepimizin içimizden tanıyıp da tanımamazlıktan geldiğimiz suçluluğumuzun izini yine bize sürdürüp, bizi kendimizle yüzleştirmedeki başarısı..ama seyirci koltuğumuzun güvenliğini çok da bozmadan.. Onun kurduğu maketten dünya, öncelikle yaşadığımız dünyanın parodisi olarak içine çeker bizi. Bu tekinsiz mizahın bizi nerelere götürebileceğini baştan sezer, tehlike anını tedirgin bekleriz. Oyuncular da birer kukla gibidirler onun sinemasında. En dramatik anlar bilinçle " poz " landırılmıştır. Dialoglar ingiliz mizahının

kibar ama sivri dilinin inceliklerini taşısa da asıl cümleler, sözel değil, daima imgeseldir..Kamerayı uğursuz bir sezgiyle gizli bir tanığın saklanabileceği noktalara yerleştirir. Kuşkusuz o tanık izleyicidir ve usta sinemasının incelikleriyle bizi suç ortağı olarak filmin içine adeta iter ve kahramanların kaderine bağlar. Sıradan sayılabilecek kriminal eylemlerin içine, yakası acılmadık imaları öyle ustalıkla yerleştirir ki yara aldığınızı şok sonrasında ayırt edersiniz..O size değerlerinizi ağır ağır kemiren bir virüs bulaştırır..Ben Hitchcock u, David Lynch in pop bir öncüsü olarak görürüm; bu kel alakalığın gerçekle alakası şudur; iki yönetmenin dünyalarında da güvenli bir küçük burjuva yerleşimine açılan filmler, psikolojik "zoom in "lerle önce maket mekanların içine, en sonunda da yaşayanların bastırılmış, sapkın iç dünyalarına girer.En imrenilesi mekanlar birer suç mahallidir. İki sinemacının kıyameti de zaten oralarda başlar; dikiz, ensest, bağımlılıklar, saplantılar, sado mazo ilişkiler ve cinayetler gizli açık imaları ve imgeleriyle üzerimize bulaşır. Kahramanlarının temel marazları olan kuşku, benliklerinden başlayarak, yaşadıkları alanlara, öyküleri sürecinde ağır ağır yayılır..

 

Hitchcock ta masum insan, güvenli alan, adalet ve masumiyet yoktur, tüm suçlar en temel yeteneklerimiz olarak, ince bir kamuflajla içimize yerleştirilmiştir. Gösterişli burjuva terbiyemiz, sürek avlarımızdaki vahşeti evcilleştiren bir sofra adabından ebarettir..Hem av hem avcı olmaya yazgılı insanın, şiddet ve savunma yöntemlerindeki "korkunç incelikler,"tüketilemeyen suçluluk duygusu ve onun insani projeksiyonları, taşıdığımız baskıları kustuğumuz yabancı bedenler, hepsi büyük sanatları ayakta tutan temeller değil mi..Hitchcock un sessiz sinemanın ustalarından, resim sanatının büyük hocalığından, Salvador Dali, Bunuel gibi dostlarının esin ve katkılarından aldığı güçle kazandığı imge virtüözlüğünü, kişisel suçlar galerisi içinde alaycı bir dokunuşla daha da yüceltiyor..

Hitchcock da bir kitle sanatını zora sokacak şeylerin hepsi var..o bunları hafifleştirmeden, çoğaltıp derinleştirerek her insanın içindeki tek insana seslenebiliyor..üstelik yapıtlarını üstün zekası, ironisi ve deneysel cüretiyle birleştirip zenginleştirerek..

 

Balkan Naci İslimyeli 25.05.2016

Alfavizyon Homepage

Alfavizyon Film Reklam Production

 

Merkez Mahallesi. Hanımefendi Sokak 138/1 Oğul Apt.

 

Kat.3 Daire.7 Şişli / İstanbul /Turkey